bir gece Çölemerik üzerinde
bakır bir bilezik gibi hilali
gördü
ezik çiğdemleriyle Elazığ
acı dağlarıyla Ergani
dersim Pülümür, horasan
İbrahim talu’nun oğlunu gördüler
ve bir keçe kilimi andıran elleriyle
göğü bir beşik gibi sallayan
Fatmayı Zeynelin ayali
kimse bizim sevdamızı anlatamadı
ne meç u zil hikayesi
ne de ahdede hani
yaylalar kelepçeydi asi Fırata
en büyük mahpushane dağlardı
ve Dicle, Fıratın helali
çoktandır akşam denen sanata
alışmış olmanın acısı
kavuşmuş olmanın hayali
ile akardı
köpüğünü kanata
bir gece diyarbekir’den Hozata
ayın kızıl bir karpuz gibi
çatladığını gördü
bir heybenin morardığını
ve ölümün bir zerdali
ağacı olup köpürdüğünü
Nazif ergin, müfettiş-i umumi
Muğlalı paşa ve vali
işte doğunun dünü, bugünü
yaşamış olmanın tuzu, ekmeği
ve yarını, acının düğünü
gibi duyursun bizlere
açsın bir yufka gibi umudu
türküleri yeniden yoğursun
közlesin gibi, melali

Bir yanıt yazın