Lale Müldür şiirleri

11 şiir
La Luna şiiri
347 kez okundu henüz oylanmamış

bana Zaman ve La Luna

herşey gitti bak

herşey ağlayarak gitti

sular soğudu

bir Kurban düşüyor şimdi aramıza La Luna

üçümüzden biri kurban

serin bir çizgi çekiliyor gökyüzüne

çok geç çok geç artık

terkedip gidiyor beni teker teker bütün güneşlerim

bir daha hiç dönmeyecekler mi yaşamıma

alnımdan fırlayan bir Kartal yarıp

geçiyor göğü

görünmez bir Çarkın çıldırtıcı gürültüsü

duyuluyor bir yerlerden

uzak anılar

yengeçler gibi

çıkıyorlar bir gün batımına

son güneşler son güneşler de düşüyor

bak

tüm metal dairelerinle sen çıkıyorsun yaşamıma

görünmez güçlerle

karanlık ve anlaşılmaz acılarla, uyandırdığın,

tıpkı kendin gibi,

korkutucu gözüküyorsun

sende hiç insani bir şey yok mu La Luna

herşey mümkün herşey açıklanabilir gözükse de

birşeyler kenetlenmiş bir yerlerde

sen yine de gel İmparator, Gece

ve beni al son bir kez karanlık gözlerine

saçımı ör eskil bir anahtarla La Luna

yüzümü yaralarımı sar sarmala

çaputlar ve karalarla La Luna

beni o yabanıl şölene hazırla

karanlık duvarlardan geçen siluetler gibi

lacivert geceyi bekleyen buzdan çiçekler gibi

belirsiz bir denizi tarayan bir fener gibi

uzayda gümüş bir sarkaç gibi sallanan

Darağacındaki Adam.

bir Keşiş, bir Lehimli

adamotu büyütüyor gözyaşlarından…

isli bir camın altından geçirilen

zehirli bir duman gibi

bulutlar, senin üstünden, kayıyor

kayıyor, La Luna, başlar ve sonlar

bana Zaman ve La Luna

biraz zaman

duyayım bir kez daha o selenli liri

ve Sirenleri, mor şarkılarıyla, uzaklardan…

Delta Günleri şiiri
256 kez okundu henüz oylanmamış

Duino harebelerinde bir gölge, ay

ve nesnesi olmayan bir melankoli…

Yitik şeyleri içselleştirmek… İçimizde

hareket eden akıl, Mobius dönüşleri, dönüşümleri…

Yeni bir melankolinin gizli imleri… delta günleri…

Uzak bir günde, delta günlerinin birinde

bir heksagram kurmak ve kapatmak – evreni, arzuyu

bilinmeyeni (ilk çizgi, kırık, öznesini iplerle, halatlarla

bağlanmış olarak gösteriyor… üç yıl boyunca

kendisini çözemeyecek ve kötülük olacak)

Ateş, barika, tehlike…

Gece umarsız bir Y işaretiydi ve düşüyordu sana doğru.

İsminin anagramlarında kendisiyle

karşılaştın ve evlendin

Bir uzaklık, ilk günlerdeki gibi, gizil rezonanslar…

Piyano seslerinin ve masaların üzerindeki cam

kırıkların arasından ona yaklaştın.

O yüzünü dönmedi.

İçinde bir şey, fümerol gibi bir şey, onu sevdi.

Hava yapıştı yüzüne. Sonunda anladı gerçek ismini

ve sana ne olmadığını söyledi.

Ağaçların arasında yitiyor gölgen, uzaklıklar, Pompei…

Biri yaralıyor diğerini

boğuyor

yutuyor

Ayşama dönemleri bitti artık…

Ağır yıldız kümeleri yer değiştiriyor aklımda…

Kadife Şairler şiiri
112 kez okundu henüz oylanmamış

ölüyorlar kadife şairler…

pazarların tozunda ve kulelerin sisinde gömülü

gün geceye akıyor… güne gece…

ölüm yaşama akıyor yaşam bilince…

bilinç de akar / daha karar vermediler

gitse odalarından / gitse odalarından birileri…

Yalnızlık ve melankoli…

heryerdeydiler…

dönecek yerleri yok şimdi…

Pirinç şiiri
477 kez okundu henüz oylanmamış

pirinç ülkesi

pervazlarda beliren ilk

bir erik yeşili gibi dağılan tepelere

güneş nasıl kayarsa

gölge-tarlaların üzerinden

kalem öylesine kayıyor pirinç kelimelerle

bu sabah yatağımın kenarında

bütün günahlarımın silindiğini gösteren

bir işaret buldum:

kayık şeklinde bir leğenin içinde

yüzen bahar dalları…

ah evet, uzak okuyucu,

günahların hatırlanmadığı bir yer olmalıydı

bizim için…

Hiç kimsenin göndermediği

artık gönderseler de fark etmez çünkü yazdım

bundan sonra da göndermeyeceği

cam bir kutuda yüzen bir krizantem olmalıydı

evimizin önünden geçen beyaz boneli

Hollandalı bir kız olmalıydı

ki elindeki kumral köy ekmeği bana daima

güzel şeyler hatırlatır

veya ne bileyim ben sarışın spiral

bulut halinde saçlarıyla Rapuntzel

ya da her an bir çam ağacına dönüşüverecekmiş

duygusunu veren çünkü bordo flütünden daima

koyu yeşil ezgiler dökülür dökülürdü

bir Pan olmalıydı…

bizim için…

herkesin küçük bir bahçesi olmalıydı

üzerinde fikir teatisinde bulunabileceği saatlerce

mesela aramızdan biri bahçesinde gece yarısından sonra

enteresan bir durum gözlemişse hemen hiç çekinmeden

arkadaşlarını arayabilmeliydi

hareket eden cisimler üzerinde pembe mumlar

kendini gizlemeliydi

tam gece yarısı olduğunda birdenbire

Mona Lisa çalmalıydı…

gümüş kapların içinde bir tadımlık

yiyecekler olmalıydı…

ne kötü şimdi şu an dışarı baktığımda

sana bu derece yabancılaşmam…

o kadar yakındık ki…

ama işte şimdi elimi dışarı uzattığımda

yağmurun yağıp yağmayacağını kavramak dışında

sana dair hiçbir şey bulamıyor olmam

sana tutunamamam ki katiller bile geride

el izi bırakır, ne acı…

şu an üstümde sarı simlerle işlenmiş

lacivert kadife eşofman olmasından son derece

memnun olmama karşılık bütün bunları

ve başka birçok şeyi bırakıp

çiçekli ince elbiselerle

kafamda hasır üçgen bir şapkayla

sulak pirinç tarlalarında

seninle yan yana dolaşamayacağımızı

bilmek ne kötü…

ah senden bir işaret

en ufak bir işaret gelse…

ama belki de o zaman sen Napoli’ye, Sicilya’ya

hatta Korsika’ya gitmek isterdin de yine bu

pirinç tarlaları ideası suya düşerdi…

hatta hiç unutmam bir seferinde ikimiz

Mısır’a gitmek istemiştik de

ben kendimi Salzburg’da sense evde bulmuştun…

senin benimle hiç konuşmadığın günlerdi

sanki aramızda bir çatlak açılmıştı

Salzburg’da seni unuttuğum söylenemezdi

unutmadığım da…

hiçbir şey çözümlenemiyordu öncesinde de

sonrasında da geriye dönülmez hareketlerin…

ben şimdi Paris’te bir Çin lokantasında oyalanıyor

olsam da bu ancak gülünç bir tedavi, soytarılık

çünkü biliyorum hatta hepimiz biliyoruz ki

pirinç tarlaları projesi asla gerçekleşmeyecek

ve artık hiçbir şey eskisi gibi değil

olamaz da

seninle ayrıldığımız günden beri

bunun için yatak odalarımızda

başuçlarımızda su dolu bardakların yanında

mumların yanması gerekmiyor

artık sözcüklerle sonsuza dek

oynamak istemiyorum

bazan gri-mavi bulutların içinden

sessizliği yararak bir jet uçağı geçiyor

bu basit gibi görünen gerçeklik imajı birçok şeyi

bütün sözcüklerin ötesinde

birden açıklıyor sanki

bunu bilmek bana yetiyor.

Su şiiri
149 kez okundu henüz oylanmamış

Firuze rengi suların önünde diz çökmüş

bir okçu, elinde altın yayıyla.

Karalarla kaplanlarla oynuyordu,

kemanıyla oynadığı gibi.

Firuze rengi sularda yüzen

sarı güller…lerin yansıttığı

yanılsamalar…içindeyim…

O uzun siyah eldivenimle

yürüyorum sularda.

sularla evlilik akuatik yeşillerle

gri gözlerle bir anima-kadın

soluk alıp verişi

karanlık yaprakların ardında

Bir yıldız gümüş notalar fısıldıyor

onun da kulağına… dolendo…

Seslerin ve notaların gümüş

ağırlığıyla dalıyor sulara, dalıyoruz.

bir denizaltı konuşması gibi

artık kimsenin dinlemediği iki insan arasında

boğulmamak için denizin dibinde konuşmaya çalışan

İki insan gibi neredeyse

dolendo

O uzun beyaz eldivenimle

tekrar çıktığımda sulara Miras’ım,

alnıma saplanacak altın bir ok olabilir.

Erden kızların önünde eğilmiş

oturuyor olabilirim alnımda altın bir okla.

Aramızda belirli uzaklıklarla eğilmiş

şarkı söylüyor olabiliriz gri sulara.

Aramızda kristal uzaklıklarla

göğe çekilmiş olabiliriz, ağlayan ünikornlar gibi.

Orion çekimi belki de yalnızca…

Seni Bırakıyorum şiiri
158 kez okundu henüz oylanmamış

seni bırakıyorum semender ellerimle

seni bırakıyorum

seni bırakıyorum

duvarlarda kurutulan anemon ellerimle

içimdeki sulara

içimdeki sazlıklara

içimdeki bataklıklara

seni bırakıyorum

seni bırakıyorum kendine kapanmış

kollarımın anarşik güzelliğiyle

içimdeki yosun yeşili sulara

içimdeki tehlikeli kıyılara

içimdeki siyah ışığa

seni bırakıyorum

seni yatıracağım ellerimde

bir ıhlamur yaprağı gibi

seni yatıracağım göğüslerimde

menekşeler gibi

seni yatıracağım gözlerimde

bir yağmur suyu gibi…

Eskil Bir Aşk Öyküsü şiiri
110 kez okundu henüz oylanmamış

boynumda yağmurdan bir kolye…

ıslak taşlara oturuyorum bugünlerde…

bir siyam kedisi ve ben… pek çok şeyi geriye doğru unutuyoruz…

eski rus bir sevgilim vardı…

başka birisini göze alamam bugünlerde…

öykü safir aynalı bir salonda geçiyordu…

herşey önce çok güzel başlıyordu…

sen, gözünde siyah bir bant, beni dansa kaldırıyordun…

ben seni portekizli bir korsan sanıyordum…

sonra ortaya çıkıyordu eski bir rus soylusu olduğun…

yelkenbezi fularını çıkarıp… bir reverans yapıyordun…

odadan yavaş yavaş herkes, soylu soysuz herkes çıkıyordu…

ikimiz bir de kediler kalıyordu… hava alamıyorduk…

kapıları mühürlüyorlardı… eskil bir aşk öyküsünün içinde

kalıyorduk… biz seni portekizli bir korsan sanıyorduk…

bir siyam kedisi ve ben…

Cam Seslerinden Bir Anı şiiri
273 kez okundu henüz oylanmamış

kısacık bir andı, bana cam sesleri gibi

bir anı kaldı

kısacık bir andı, o çok duyarlı dengeler

yansıdı

İpe dizilen inci

dünya ile kişi

ilk yazdı, sonradan saydam birşeyler

yağdı

uyum karıştı ince havaya

kısacık bir andı, belki farkında bile

değildin sen

ben sonsuz kişiydim, o kapıdan

çıkarken

anıların cam kırıkları gibi

toplandığı o an

başka anıların anıları

geçiyor aklımdan…

Destina şiiri
427 kez okundu henüz oylanmamış

Dün gece sen uyurken

İsmini fısıldadım

Ve hayvanların korkunç

Öykülerini anlattım

Dün gece sen uyurken

Çiçeklere su verdim

Ve insanların korkunç

Öykülerini anlattım onlara

Dün gece sen uyurken

Yüreğim bir yıldız gibi bağlandı sana

İşte bu yüzden sırf bu yüzden

Yeni bir isim verdim sana

DESTİNA

Sen öyle umarsız uyusan da bir köşede

İşte bu yüzden sırf bu yüzden

Yaşamdan çok ölüme yakın olduğun için

Seni bu denli yıktıkları için

DESTİNA

Yaşamımın gizini vereceğim sana

Buğu Banyosu şiiri
199 kez okundu henüz oylanmamış

Kırgızistan’da batık bir vadide

Men seni bela sandım.

Kalbimden uzakta çok uzakta bir kurt öldü.

Şarap kızılı bir lale sızıpdur şimdi orada farkında mısın?

Geceyarısı batkıları ve al kanlar içinde ekşimden

öle budum. Yıllar ve yıllar var ki Bizansiyya’nın

tungasında erguvani balıkçıl gibi yaşadım.

Çünk heeç, heç görmedim dosttan vefa. Gözyaşım duştu.

Gözelsiz, vefasız, hakikisiz

Meleksiz, çeçeksiz, heykelsiz

Ben bu yerde yaşamadım.

Sonunda bir gün könlüme bir buğu banyosu yaptım.

Bulanık bir yağmur yağdı. Batkın eşklerden kendimi

kurtarıp başka bir tür Aşk’lara aldım.

Ben bu Aşk’a düşeli kimse yüzüm bakmaz.

Sevmiş bulundum güzelim gayri ne çare.

Ela gözlerim teninizin en derenlerine getti.

Batıl bir evlenme yaşadım. Sevsem de öldürüyorlardı

Sevmesem de. Düşerler onlar da yıkılıp düşer bir gün.

Heeç ağlamadım. Mavi kuzgun buğday başaklarını sıyırdı.

Gözyaşım duştu. Ben bu yerde heç yaşamadım.